![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
|
|
Tesadüfen Bir Ressam Tanıdımİstanbul a ilk geldiğim zamanlar, keşif için çıktığım şehir turlarında, gözle görülür yerleri tercih etmiştim. Sonra İstanbul un bu olmadığına karar verdim. Çünkü bu şehrin gizemi sadece Kız Kulesi, Galata Kulesi veya Topkapı Sarayı olmamalıydı. Zamanla yeni yerler aradım, gördüm, inceledim. İtalyan binaları ilginçtir mesela , veyahut bir mezarlığın üzerinden İstanbul manzarası.Birgün birkaç arkadaşımla beraber Beyoğlu da aldık soluğu. Aman yanlış anlamayın, İstiklal Caddesi ni kaç kere gidip gelmeler ile ezberledik zaten. Amacımız biraz daha arka taraflarını, büyük apartımanlarını ve hatta yıkık dökük viraneleri görmekti. Ancak Pera Müzesi ni görünce dayanamayıp, sıcacık anne kurabiyesi için oyunun en can alıcı yerinde koşa koşa eve giren çocuk gibi dalıverdim işlemeli kapısından. Heyecan bastı içerdeki havayı soluduğumda. Hiç böyle tabloları görmemiştim. Ama benim içimde garip bir kıpırtı yaratan Kaplumbağa Terbiyecisi adında bir tablo oldu. Unutulmuş eski bir tanıdığı tekrar zihne düşürmek gibiydi tabloya bakmam. Meraklandım, acaba gerçekten kaplumbağaları eğiten birileri var mı diye. İmzası yoktu diye hatırlıyorum. Zira bu yüzden hemen yan tarafta gözlüklü ve hafif dökülmüş, biraz da ağarmış saçlarıyla, başka bir tabloya dalan bir amcaya sordum: - Kimin bu tablo? - Hah, o mu yavrum? O nun fırçası Osman Hamdi Bey e ait. Keske kulaklarıyla ne kadar fiyata alındığını duysaydı. Tam tamına 5 trilyon… Yurduma dönene kadar etkisinden kurtulamadım. Bu Türk ressamın tablosu bir zaman sonra etkisini azaltmaya başladı. Tam o sırada dergileri karıştırırken bir yazı dizini ilgimi çekti. Osman Hamdi Bey in hayatını anlatıyordu yazı. Soluksuz okudum. 30 Aralık 1842 de İstanbul da dünyaya gelen zat, ressam olmasının yanında arkeolog ve müzeci olmasıyla ilgimi çekti. Yazıyı okuduktan yaklaşık 6 ay sonra , hala yaşamımı sürdürdüğüm Kadıköy de bulunan bir eve taşındım. Bir akşam vakti internet sitelerinde dolanırken Kadıköy ün Belediye Başkanları adlı bir linke rastladım. En başta İlk Şehreminimiz Osman Hamdi Bey yazıyordu. Oturdum birçok makale ile daha detaylı araştırmaya koyuldum. İlk Türk arkeoloğu olduğu söylenir. Hatta dünyaca ünlü İskender Lahti ni 1887-1888 yıllarında Lübnan Sayda (Sidon) nekropolünde yaptığı kazılarda bulur. Lahtin, zemin kat salon 8 de bulunan İstanbul Arkeoloji Müzesi de Osman Hamdi Bey in çabalarıyla açıldığını belirtmeliyim. Ayrıca bu müzenin yaklaşık 29 sene boyunca müdürlüğünü yapmıştır. Aslında en büyük hayalim olmasına rağmen, başaramadığım ve hatta İstanbul a ilk geldiğim günlerde nerede olduğunu öğrenip hemen gittiğim bir yer var. Karşısında durup uzun uzun bakarak iç geçirdim birkaç sefer. Orası da Osman Hamdi Bey in şahsi uğraşlarıyla halkımıza kazandırdığı bir yerdir. Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi dir. Şimdiki bilinen adıyla ; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi. Osmanlı Devletinin sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa nın oğlu olan Osman Hamdi Bey, babasının ısrarı üzerine yurt dışında eğitimine devam etmesi için ikna edildi. Aslında hukuk eğitimi alması için gönderilmişti. Fakat, eğitimine devam ederken dönemin ünlü ressamlarından Jean-Léon Gérôme ve Boulanger in yanında resmini geliştirmek adına çıraklıklarını yapar. İlk evliliğini de Marie adında bir Fransız hanımefendi ile yapar. Evliliği 10 yıl kadar devam etti. Daha sonraları eğitimini tamamlayıp İstanbul a geri döner. Birçok görevden sonra Viyana ya Uluslararası Sergi ye komiser olarak atanır. Burada yine Marie adında ve yine Fransız bir hanımefendi ile tanışır ve ikinci kez evlenir. Bir süre sonra Naile Hanım adını almıştır, bayan Marie. Nasıldır, iyi bilirim, herşeyden kaçıp resim yapmayı. Osman Hamdi Bey de böyle yapar. Evime, Akhisar a dönüş yolunda uğradığım ve simidimi martılarla paylaştığım Eskihisar a ara ara kaçıp tutkusunu sürdürmüş. Naaşı da vasiyeti üzerine buraya defnedilmiştir zaten. Bu istek onun resime tutkusunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bazen saraydan ve toplumdan tepki toplamıştır. Çünkü yaptığı bazı kompozisyonlarda başı açık kadın tasvirleri bulunuyordu. O , Türk aydınlarının ve toplumun nasıl olması gerektiği hakkında kafa yormuş. Kaplumbağa Terbiyecisi ni de sırf bu yüzden tualine aktardığı dillenir. Topluma ve saraya tepkisini sanatıyla vermeye çabalamış. Kalemimi bu yazı için sonlardırırken o gün, o müzede, o tabloya bakarken bu çocuğun nasıl heyecanlandığını anlatayım kısaca. Bazı resimler vardır, her insan farklı yorumlar. Ben şöyle demiştim gözlerim figürlere kayıtsız bakarken: “ Gerçekten biz halk olarak zor anlarız bazı şeyleri, her kimsen bizi çizmişsin. Kaplumbağa gibi ağır ve meşakkatli öğreniyoruz. Ama elindeki o “ney” ile aslımızı anımsıyoruz.” Bu yazi 2497 defa okundu. << Önceki || Sonraki >> Henüz Yorum Yapılmamış . İlk Yorum Yapan Siz Olun |
Diger Yazilari
Yazarlar
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|