Valide Sultan'a Padişah'tan çok para veriliyordu
Haber Akhisar Akhisar'ın Güncel Haber Sitesi - Anasayfa
Yazı Boyutu : 12 punto 14 punto 16 punto 18 punto

Valide Sultan'a Padişah'tan çok para veriliyordu

Valide Sultan'a Padişah'tan çok para veriliyordu 30 Aralik 2009 22:19
Yazdığı tarihi romanlarından dolayı "Tarihi sevdiren adam" olarak tanınan Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı döneminin saray hayatını anlattı. Bahadıroğlu, Osmanlı'da özgür olmayan bir tek padişahın bulunduğunu söyledi.

Nursel TOZKOPARAN'ın röportajı


Birkaç gün önce bir davetteydim. Yemek sonrası birkaç arkadaş şömine
başına geçtik. Odun ateşinin kokusunu bilirsiniz. Kahveye ayrı tah
katıyor bence. Kahvemizi yudumlarken sohbet döndü dolaştı kadın erkek
ilişkilerine geldi.


Erkeklerin eşlerini aldatmalarını Osmanlı'ya kadar götüren bile
oldu. Padişahların cariye sistemiyle çok eşli olduklarını, kadınları
kafese kapattıklarını, sosyal hayatın içinde kadının yeri olmadığını
dahi söylediler.


Her ne kadar aslının böyle olmadığını anlattıysam da başarılı
olduğumu söyleyemem. En son bir tarihçi ile konuşarak, belgeleriyle
size anlatmaya karar verdim.


Osmanlı tarihi konusunda çok ciddi araştırmaları olan, hatta “Tarihi
Sevdiren Adam” lakabı ile anılan Tarihçi Yazar Yavuz Bahadıroğlu’nun
kapısını çaldım. Benim çok istifade ettiğim, eksiklerimi tamamladığım
bir sohbet oldu.


Adınızı vermiyorum arkadaşlar lütfen siz özellikle okuyun. Bildiğiniz gibi olmadığını konunun uzmanından öğrenmiş olacaksınız�


TÜRK MİLLETİNDEN AİLE HAYATINI ALIRSANIZ ELİNDE ÇOK ŞEY KALMAZ


- Osmanlı dönemindeki aile hayatını nasıldı?


- Gaston Jess diye profesör bir adam var. İsviçreli yanlış
hatırlamıyorsam. “Osmanlı hayatını teferruatıyla inciledim,
nüanslarıyla inceledim ve gördüm ki, Türk milletinden aile hayatını
alırsanız elinde çok şey kalmaz” diyor.”


Babalar, çocuklarını omuzlarına alırlar ve hayata tepeden baktırırlar, bu da Osmanlı'da zaman içinde bir gurur olarak kullangelişir
ve bütün milletlere tepeden bakarlar” diyor. Osmanlı’da gurur olmaz.
Oysa gururdan, şeytandan sığınır gibi Allah'a sığınmışlardır. Bu
özgüvendir. Öyle bir millet yetiştirirler ki, kendine özgüveni vardır.


Kimseden korkmaz, ürkmez, paniğe kapılmaz, soğukkanlı ve sessiz,
gürültüyü sevmeyen insanlardır. Şimdi aile yapısına baktığımız zaman
evvela mahalleden hareket etmek lazım. Bir yere bir mahalle kurulmadan
önce mescit kurulur, cami kurulur, onun etrafına imam evi, müezzin,
kayyum evleri kurulur.  O onun akrabasını getirir, bu bunun akrabasını
getirir.


Mahalle, caminin etrafında oluşmaya başlar. Camiye ne diyorlar bizim
kültürümüzde Beytullah, küçük Kabe. Yani hayatın merkezinde Allah’ın
evi vardır.  Yani Allah kavramı vardır. Her mahallenin ortasında vakit
namazları kılmak için bir mahalle mescidi vardır.


İMAM MAHALLENİN MÜLKÜ AMİRİYDİ


Selatin camileri de vardı.. Yani mahallelinin gelip sohbet edeceği
büyük bir cami. O da cuma camiidir. Cuma günleri oraya giderler.  Bu
defa mahallenin önderleri, muhabbethanede, buluşur dertleşirler,
tanışırlar, kız alıp, kız verirler akraba olurlar. Bu mahallenin
teşekkül tarzıydı. Ve mahallede bir dinamik gözetleme sistemi vardı.


Bu şimdi kameralarla yapılıyor. Burada insan gözüyle yapılıyordu.
Mahallenin yaşlıları kendilerini bütün aileden, bütün mahalleden
sorumlu tutuyorlardı. Mahallenin gençleri çocukları yaramazlık
yaptıklarında, uygunsuzluk yaptıklarında, saygısızlık yaptıklarında,
"bak bu sefer görmezden geliyorum" ikincisinde "babana söylerim".


Korkuyu bir tehdit unsuru olarak kullanıyorlardı. Çoğunlukla da
söylenmezdi babalara. Ve küçük küçük davaları, mahalle arasındaki
sıkıntıları, oradaki ombdusmanlar, yani ihtiyarlar heyeti orada çözer
mahkemeye intikal ettirmezlerdi.


O kadar mahalleye önem vermiştir ki Osmanlı, muhtarlar yok o zaman.
İmam, padişaha karşı sorumludur. İmamları padişah tayin eder. İmam
sadece cami imamı değil, aynı zamanda o mahallenin mülkü amiridir.


- Yani günümüzün algısıyla imam sadece namaz kıldıran değildir?



- Hayır.  imam mahallenin önderidir, mahalleli ona saygı gösterir.


- Peki maaşınıı nereden alır?



 - İmamlar devletten maaş alırsa devletin istediğini yapacaktır.
Dolayısıyla maaşını o mahalleden alır. Mahalledeki avariz denen bir
vakıf vardır, o vakfa bağış yapılır, kurban bağışlanır ve mahallenin
küçük ihtiyaçları da oradan karşılanır. İmamın maaşı da oradan temin
edilir.


KAPI TOKMAKLARI BİLE DİŞİ VE ERKEK OLARAK DÜŞÜNÜLMÜŞ


- Evlerin yapısı nasıldı?


- Evler, cepheleri birbirine dönüktür. Sana bir hikayemi anlatayım.


70'li yıllarda ev yapıyorduk köyde. Babam evin yönü bu tarafa dönük
olacak diyor. Arsa çok geniş değil, ev küçülüyor bu tarafa
döndürdüğümüzde. Ya niye o tarafa döndürüyoruz, olabilecek şekilde
kuralım diyorum. Sonunda ağzından kullançıkardı
baklayı.cephesi kıbleye bakacak. "Ya baba namaz mı kılacak dedim senin
ev, biz yönümüzü kıbleye döndürürüz. Evi döndürmeye ne gerek var”
dedim. "Bana bak genç adam dedi, evi kıbleye dönük olmayanın, yönü de
kıbleye dönmez” dedi.


Dolayısıyla Osmanlı evleri kıbleye bakıyor. Cami gibi düşünüyorlar.
İkincisi, kapılar birbirine açılır, pencereler de birbirine açılır.
Öbür komşu arka pencereye çıktığı zaman, bizim ön penceremize bakıyor.
ve orada komşuluk evvela lafla başlıyor. “Hoş geldiniz, beş gittiniz.
Bir çay kahve içimliğine gelmez misiniz?”, ya da “Hoş geldine gelmek
istiyoruz müsait misiniz?” tarzında.


Müthiş bir seramoni var. Kadınların rahatı için huzuru için her şey
düşünülmüş. Zaten evler selamlık ve haremlik olarak ikiye ayrılıyor,
selamlıkta erkekler ağırlanıyor. Kapı tokmakları bile, dişi ve erkek
olarak düşünülmüş. Büyük kapı tokmağı sert ses çıkartıyor, içeride
oturanlar biliyorlar ki erkek misafir... Küçük kapı tokmağı ince ses
çıkartıyor, biliyorlar ki hanım misafir. Karşılamaya ona göre
çıkıyorlar.


BATI “KADIN VARSA ŞEYTANA GEREK YOK” DERKEN


- Yani buradaki bir cinsiyet ayrımı değil?


- Cinsiyet ayrımından ziyade namahremden korunma duyusu hadisesi.
Erkeğe kadın çıkmasın anlayışı. Bir de saygı anlayışı, kadını da
düşünmüşler algılamışlar. Ona da bir yer vermişler, pay vermişler çünkü
o dönemin Avrupası’nda, “Kadın varsa şeytana gerek yok” sözünü özdeyiş
olarak Fransa’da kullanılıyordu, kadın katlanılması gereken bir baş
belasıdır tarzında bakılıyordu.


Kadını aşağılayan, bakış açısı. Bu  istanbul fethinren sonra bize de bulaşmış.


OSMANLI’DA KADINLARI DEPRESYONDAN ENGELLEYEN ŞEY

 

- Peki Osmanlı’da kadınların evlerinden çıkmaları sorun oluyor muydu?


- Yani bunu anlatanlar o kadar enteresan ki  sanki erkekler
otomobillerle geziyorlardı. Öyle bir sirkülasyon yok ki.. Herkes
evinde, hatta kalmak zorunda. Yani, yollar asfalt değil, kaldırım
değil, çok nadir yerlerde arnavut kaldırımı vardır. Genelde sokaklar
daracık, çamurlu yollar, alışveriş merkezleri yok, eğlenilecek bir
durum yok.


- Yani kadın oldukları için değil?


- Hayat şartları bunu gerektiriyor. Yoksa bayramları vardır
eğlenceleri vardır. Eğlenmeyen bir toplum değil, eğlenen bir toplum ama
eğlence algıları farklı bizden...



Mesela teravih kılmaktan büyük zevk alırlar kadını, erkeği... ve ellerinde fenerlerle teravihe giderler..Sadece Kadir kullangecelerinde
istanbul’da ışıklar yakılır.. Sokaklar karanlıktır. Yani sokağa çıkmak,
bir yerden bir yere gitmek çok zor, otomobiller işlemiyor ki...


Kadınlar şartlar uygun olmadığı için sokağa çıkmıyor. Ama evde
birçok işle uğraşıyorlar, üretiyorlar. Dokuma yapıyor, sabun yapıyor,
zeytin yapıyor, salamura yapıyor, turşu yapıyor. Erkek de dışarıda
bürodadır saray hizmetindedir.


Yani o zamanlar olmadığı için kadınlar dışarıda iş hayatında
değiller, gereksinimini kendi evinde kendi üretiyor?Yani yine
üretkendir kadın.


Soruyorum size günümüzde kadınlar çok mu mutlu bu kadar iç içe
olmaktan? Bir tarafta rahat edebiliyorlar mı sanki. Mesela Fransa’da 
bir araştırma yapılmış. Kadınlar mutsuz olduklarını söylemişler.
İşyerlerinde çok fazla saldırgan üslupla karşılaştıklarını, taciz
edildiklerini söylemişler�


Osmanlı’da kadınların canlarının sıkılmamasını, depresyona
girmemelerini temin eden şey komşuluk ilişkileriydi. Hiç bir kadın işi
bittiği anda yalnız kukuman kuşu gibi kafes arkasında oturup koca
beklemiyordu, Artı koca bekleyecek vakti bile yok. Kadınlar kendi
aralarında fikir alışverişinde bulunurlar. Kendilerini eğitmek adına
çaba harcarlar.


Belirli yerlerdeki hanım annelerden eğitim alırlar. Harem dediğimiz
yer aslında bir üniversitedir. Kadınlar önce çırak olarak çıkartılır.
Çırak çıkarmak demek bir paşayla evlendirilir bir beyle evlendirilir.
Bir mahallede oturması temin edilir, doğru bir insan, doğru bir eğitim
almış kadın o mahallede oturur ve o mahallenin annesi olur.. Gelinlik
çağı gelmiş kızların çeyizinin dizilmesi, doğru kısmetlerin bulunması,
kadınlara biçki dikiş öğretilmesi, saz öğretilmesi gibi her şeyden
sorumludur.


- Kadınların müzik dersi almasında bir sorun yoktu yani.


- Sarayda çok yetkin tarzda müzik dersleri vardı. Orada tercihen
kızlara ud çalmayı, kanun çalmayı öğretirler. Kültürel etkileşim alanı
oluştururlar.


KADININ EGEMENLİK ALANINA KOCA İZİNSİZ GİREMEZ


- Yani anlatıldığı gibi kadın oturup koca bekleyen, kafes arkasında yaşayan değil

diyorsunuz?


- Öyle bir dünya yok. Kadın kendi dünyasını oluşturmuş, kendi
egemenlik alanını kurmuş. Hatta egemenlik alanına koca izinsiz giremez,
gelecekse de izin alarak hud destur var mı,müsaitse gelir koca. Yani bu
eğitimdir, kadına saygının gereğidir.


Çocuklar okullara merasimle uğurlanır. Son zamanlara kadar bu geçerliydi. Sultan Abdülhamit döneminde kullanbile,çocuklar ilahilerle, selatüsselamlarla okula getirilirdi.


Filancanın çocuğu okula başlıyor. Komşular gelirler, hediyeler
getirirler, “Allah zihin açıklığı versin”e gelirler. Evladını merasimle
hocaya teslim eder.  “Eti senin kemiği benim” sözünün arkasında bunu
sen terbiye et, doğru insan haline bize getir, yoksa etini sıyır falan
değildir.


- Falakayı nasıl görüyorsunuz. Vahşice değil mi?


- Evet sınıfta bir falaka vardır ama bir tehdit unsuru olarak
vardır. Bunun icazetini de Molla Gürani’den alırlar. Molla Gürani,
elinde bir sopa ile Fatih’in çocukken dersine geliyor. "Hoca elindeki
ne diye soruyor” şehzade. Adam, "Ha bu kızılcık sopası diyor" "Ne işe
yarar diye hayretle soruyor?" Hiç sopa yememiş ki şehzade.. "Ha bu"
diyor. "Bazı öğrencilerimizin üzerine bulaşan tembellik tozlarını
silkelemeye yarar."


Ondan sonra, koşarak annesine gidiyor. "Anne sen deli bir hoca
bulmuşsun. Beni, dövmekle tehdit etti." "Valla dediğin gibi oğlum. O
delidir, ne yapsa yeridir. Beni de döver korkarım. Birşey söyleyemem,
suyuna git. Dersini iyi öğrenmeye çalış."


Tehdit unsuru olan sopa her zaman orada durdu. ve hiç bir zaman Fatih Sultan Mehmet'e değmedi.


PADİŞAHLAR AKRABA BIRAKMAMAK İÇİN YABANCI KADINLARLA EVLENDİ


- Şimdi en çok konuşulan konuya, Osmanlı padişahlarının
yabancı kadınlarla evlenmesine gelelim. Padişahlar neden yabancı
kadınları tercih ettiler?


- Bunun çok basit cevabı var, akraba bırakmamak için. Eğer Osmanlı
kadınlarından birileri ile evlenselerdi kayınpederleri, kayın
valideleri, kayın biraderleri olacaktı. Onun kayınbiraderinin,
kayınbiraderinin kayın biraderi kullanolacaktı.
Ben Padişahın akrabasıyım diye ahaliye zulmedebileceklerdi. Bir asiller
sınıfı oluşacaktı. Tıpkı Avrupa’da olduğu gibi..


“Ben sizden daha asilim, benim kanım saraydan geliyor” falan
iddialarıyla halka zulm edeceklerdi. Onun için bu zulmü peşinen ortadan
kaldırdılar. isimsiz kızlarla evlendirler. Avrupalı kralların
kızlarıyla falan değil. Esir kızlarla, yani cariye dediğimiz şey savaş
esirleriydi.Dolayısıyla hiç akrabaları olmadı.


- Temel neden bu muydu?


- Evet buydu. ikinci neden, padişahın sarayına  hangi Anadolu’dan
kız alacaktınız. Sarayın, padişahın karısı olacak kadın eğitimli olması
gerekiyordu. O zamanın imkanları ile kasaba ya da şehirlerde eğitim
imkanları son derece kısıtlıydı. Ancak saraydaki Enderun’da ve haremde
doğru düzgün eğitim verilebilirdi.


VALİDE SULTANLAR PADİŞAHTAN ÇOK MAAŞ ALIRDI


Saraya hareme alınan kızlar yarın bir padişahın annesi olabilecek
seviyede yetiştiriliyorlardı. Padişahı temsil edecek, ona eş olabilecek
seviyede yetiştiriliyorlardı. Bu da müthiş bir eğitim verilmesinden
geçiyordu. Bu eğitim de valide sultanlar denetliyordu. Bunların bir
sürü alt kadroları vardı. Ve biliyor musunuz valide sultanlar,
kadınlar, padişahtan daha fazla maaş alıyordu.


- Öyle mi? Valide sultanlar maaşlı mıydı?


- Sarayda en büyük bütçe, valide sultanın bütçesiydi. Çünkü haremi o
yönetiyordu. Ve o bütçeden artırdıkları ile tahsil masraflarını kısarak
bir sürü hayır yapmışlardır. Üsküdar'a baktığınız zaman yukarıdan
Altunizadeden Üsküdara doğru inin, gördünüz eserler, camiler, sebiller,
medreseler hepsi kadın eseridir.


- Osmanlıda kadınlar aynı zamanda sosyal hayatın içindeydiler diyebilir miyiz?


- Tam içindeler. Kadın eserlerinden dolayı Üsküdar'a kadın Üsküdar
derler, kız Üsküdar derler. Hatta Hürrem Sultan,(o tarihin lanetlediği
valide sultan) bile yetmiş civarında hayır eserinin sahibidir. Bunu
şahsi geliriyle yapmıştır. Kendine sarf etmeyerek, süslenip, püslenmek
yerine han hamam yaptırmayı, mescit yaptırmayı seçmiştir. Hatta, Kanuni
seferde iken yanık yanık mektuplar yazmıştır. "Param bitti, hamamı
tamamlayamıyorum" diyor.


BİR KADINI, EVLADINI KORUDU DİYE NİYE ASTI TARİHÇİLER?


Bu kadının suçuna baktığınız zaman birinci suçu, oğlunu koruması. Hangi tarih oğlunu korudu diye bir anneyi asar, kullanidam
eder. Çünkü oğlu padişah olmazsa öldürülecektir. Sistem bu.
Öldürülmemesi için padişah olması gerekir. Hani öldürülmese de bir
şehre vali tayin edilse, ona razı olabilir bir anne. Ama padişah
olmadığı zaman yok edilecekse benim oğlum padişah olsun. Bunun için
kocasını etkileyebilmişse,kendini sevdirebilmişse ne güzel..


Hangi kadın kendini kocasına sevdimek, beğendirmek istemez. Bunların
hangisi, neresi suç. Padişahı etkiledi diyorlar. Ya kadın kocayı
etkiler...


O kendi oranında etkiler, öbürü ona göre etkiler. Efendim kendini
çok sevdirdi. Padişahı aşık etti. Ne güzel etmiş. İyi etmiş gayet
güzel...


İnsan aşık olmazsa beraberliği sürdürebilir mi. Biz aşkı meşki de yanlış anlıyoruz ya.


DİN KİTAPLARINI ERKEKLER YAZDIĞI İÇİN�


- Ben de Kanuni Sultan Süleyman ile  Hürrem Sultan arasında neler yaşandı diye soracaktım?


- Aşk yaşandı. Çok güzel ve duru bir aşk yaşandı. Birbirlerini çok
sevdiler ve Kanuni başka bir kadını alma ihtiyacı hissetmedi. Peki
neden böyle oluyor. Bir kadını, evladını korudu diye niye astı
tarihçiler? Çünkü tarihi erkekler yazıyor.


O kadın duygusallığını, anne duygusallığını, anne endişelerini
anlayamayız biz. Ne kadar ince ruhlu olursak olalım ki değiliz. Kaba
saba insanlarız, erkekler öyledir maalesef. Bunu anlayamaz, anlamak
istemez.


Din kitapların da erkekler yazdığı için tefsirleri vs. orada da hz.
Havva’yı suçluyorlar. Hz. Adem'i o kandırdı diyen din kitaplarımız var.
Halbuki Allah Kuran'ı Kerim'de diyor ki:


“Şeytan kandırdı ikisini de.” Demek ki şöyle düşünüyorlar, bir yerde
kadın varsa, şeytan aramaya gerek yok. Böyle düşünüyorlar o zaman. O
bakımdan bunları da, yıkacak çalışmalar yaptım. Sezar’ın hakkı Sezar'a,
kadının hakkı kadına ve benim için Hürrem Sultan çok saygıya layık
müstesna bir insandır.


HAREM KIZ ÜNİVERSİTESİDİR


- Biraz da cariye meselesine gelmek istiyorum. Cariyeleri nasıl tanımlarsınız?


- Cariyeleri savaş esiri olarak tanımlayabiliriz. Nasıl devşirmeler
alınmışsa askerlik için, ve o devşirmelerden nasıl büyük sadrazamlar
çıkmışsa, cariyeler de ihtiyaca binaen alınmıştır. Osmanlı’da Kürt,Türk
ayrımı yoktur, faydalılığa bakar Müslümanlık. Devlete, inanca sadık
mısın, faydalı mısın? Enteresan örnekler var. Mesela Trabzon'un
fethinde Mahmut Paşa, Fatih'in sadrazamdır. Onun teyzesinin oğlu Rum
İmparatoronun dışişleri bakanıdır. Onlar birlikte görüşüyorlar. Ve
Mahmut Paşa kısa bir çarpışmadan sonra imparatoru Trabzon'u teslim
etmesi için ikna ediyor.


Kan dökülmesini engelliyorlar teyze çocukları. Bunlar birbirlerini
de tanıyor. Yani soyunu sopunu inkar et  demiyor. Sorun yok. Bu
bakından hareme aldıkları kızları da müthiş bir eğitime tabi tutarlar.
Yani Enderun erkek üniversitesi, harem de kız üniversitesi diyebiliriz.


OSMANLI HİÇBİR İNSANI HADIM ETMEMİŞTİR


- Maalesef günümüzde haremi, kadınların tıkıldığı bir kafes olarak tarif ediliyor. Halbuki siz farklı anlatıyorsunuz.


Kendi eğitimleri var, kendi eğlenceleri var. Kadınlar musiki, tarih,
coğrafya eğitimi alıyorlar. Erkek hocalar da var, kadın hocalar da
var.. Bunların iyi yetişmesinden sorumlu olan da valide sultandır. Yani
padişahların anneleri kullansorumludurlar. Bunun alt katmanlarında ağalar falan vardır.


Ağalar hadımdır ama Osmanlı hiç bir insanı hadım etmemiştir.Yani
erkekliğini gidermemiştir. Sadece öyle yapılmış olanları almış ve orada
değerlendirmiştir. Çünkü, o büyük bir rezalet, büyük bir günahtır. Bunu
yapmadılar ama bu sistemden yararlandılar. Çünkü öyle olması
gerekiyordu.


Erkek girmemesi gerekiyordu. Padişahın yatak odası ile harem
arasında öyle bir labirent var ki padişahın izinsiz hareme girmesi bile
mümkün değildir. Ne yapılır? Bir kadın çok iyi yetişmişse, yani
Padişaha layıksa, bunlar çok çocuk sahibi olmak zorundadırlar. Çünkü
Osmanlı devleti sürekli savaşlarıniçindedir. Ve şehzadeler savaşa
katılmaktadırlar.


Bazen müstakil, bazen de babalarının yanlarında. Ve hangisinin ölüp,
hangisinin kalacağı belirsizdir. Bu bakımdan her erkek çocuk babasından
sonra padişah olacak şekilde yetiştirilecek. Çünkü hangisinin sağ
kalacağı yine belli değil. Kardeş kavgaları bu yüzden çıkmıştır.


HAREM HAYATI BAŞIBOZUK BİR HAYAT DEĞİLDİR


- Yine en çok konu edilen harem de kadınların süt banyoları yapmaları. Kadınlar süt banyoları yaptılar mı hakikaten?


- Neticede harem hayatı, başı bozuk bir hayat değildir. Ve
disiplinli bir hayattır. Onun bütün kanunları bellidir, köşeleri
bellidir. O disiplin içinde, o olgunun içinde de kadınların kendi
kişisel özgürlükleri vardır, odaları vardır, egemenlikleri vardır,
egemenlik alanları vardır. Yok süt banyosu yaparlarmış, böyle bir şey
de yok. O kadar süt temin edecek bir İstanbul da yok. 500 - 600 bin
nüfuslu bir İstanbul’dan söz ediyoruz.


Neticede belki süt içmişlerdir, ya da bir takım süt maskeleri
kullanmışlardır güzellik anlamında.. ama öyle süt banyosu falan yok.
Batılılar, kadınların güzelliğinden mütenasip, yani uygun vücutlu
olduklarından görüntünün çok estetik olduğundan çok güzel
giyindiklerinden söz ediyorlar. Yani siz çarşaf giyersiniz ama
kendinize öyle bir yakıştırırsınız ki açıkla yan yana geldiğinizde siz
daha dikkat çekersiniz.


Sadece güzellik değil, sadece kıyafet de değil, kadın duruşu denen
bir duruş var. Bu öğretilir, öğrenilebilir. Kadınlar kendi aralarında
öyle bir iletişim içindeler ki mahalle hayatında, birbirleri ile
etkileşerek hem kültürel açıdan beslenirler, hem de bakım açısından,
kadın olma açısından eğitilirler.


KADINI ZAMAN İÇİNDE BİZ DIŞLADIK, OSMANLI ÖYLE DEĞİLDİ


- Valide Sultanlar yönetime karışıyorlar mıydı?


- Valide sultanların yönetim noktasında zaman zaman büyük
katılımları olmuştur. Ondan da zaten Osmanlı tarihçileri çok
tedirgindir. Çünkü elinin hamuru ile var ya o deyiş.. Niye erkek işine
karışıyorsunuz der, 4. Murat'ın annesi.


Hürrem Sultan gibi biraz dirayetli kadınlardan bizim tarihçiler hiç hazzetmezler. Çünkü Osmanlı tarihinde kadının ne kullanişi
var anlayışından hareket ediyorlar. Aslında kafalarımızın bir
köşesinde, kadın arka planda kalsın, erkek egemen bir toplum olsun.
Devlete şu şekilde müdahale etmişlerdir.. Mesela kadınlar, oğulları ile
istişare etmişlerdir. Annedir sonuçta ya da eştir sonuçta.


Herhangi bir şekilde bir araya geldikleri zaman sadece hava ne kadar
güzel, çiçekler de açtı falan sadece onu konuşmamışlardır herhalde.
İnsan, sevdiği insanın fikrini almak ister. Erkek de kadınının fikrini
almak ister. Mutlaka sorguluyor ve mutlaka bir takım telkinde
bulunmuşlardır. Artık o aralarında bunun bir vesikası olmaz. Açıktan
olanlarda vardır. Hürrem sultan gibi ve bazı Turan sultan gibi açıktan
olanlar vardır. Ama genelde istişare noktası, istişare yoluyla olmuştur
diye tahmin edebiliyoruz.


- Yani Osmanlı erkeği, kadınların fikrine önem vermişlerdir diyebiliyor muyuz?


- Fikrine önem vermek şu: Biz zaten kadını dışlayan bir kültürden
gelmiyoruz. İslam öncesi Türklerde de kadın erkek birlikte
hükmetmişlerdir. Erkek hükümdar öldüğü zaman, kadın hükümdar götürmüş.
Osmanlı da sonuçta bu töreden, bu gelenekten geliyor. Bu kültürün
kadını dışlaması mümkün değil. Kadını ait mahfiller yapmaları,
camilerde cemaatle namaz kılacak yerler yapmaları bile bunu gösterir.


Bugün biz zaman içinde bunları dışladık. Teravihten dışladık,
cumadan dışladık, cenazeden dışladık; şimdi yeni yeni efendim kadınlar
kılabilirmiş. Niye söylemiyorsunuz kardeşim. Biz söyleyince Yavuz
Bahadıroğlu da ifrat noktalara geliyor, Eh-li sünnette bunun yeri
yoktur falan oluyor. Ben din alimi değilim, ehl-i sünnet anlamam çok
fazla ama ben Osmanlı uygulamalarından söz ediyorum, yanlışsa onların
yanlışıdır.


OSMANLI ÜLKESİNDE TEK ÖZGÜR OLMAYAN KİŞİ PADİŞAHLARDIR


- Peki padişaha eş seçimi nasıl yapılırdı?


- Padişah eşlerini valide sultanlar seçiyordu. Padişah eş seçemez.
Fransız gezgin  Dr. Brive Rice,” Osmanlı ülkesinde tek özgür olmayan
kişi padişahlardır. Ne savaşa karar verebilir, ne barışa karar
verebilir hatta ne de kendi eşini seçebilir” dedi.  Bu çok dramatik bir
olgu. Valide sultanın  münasip gördüğü bir hanım padişaha gösterilir.
Padişah ondan sonra yüzde doksan kabul etmek zorundadır.


- Mesela Hürrem Sultan nasıl padişah eşi oldu?


- O da cariye, saraya geldi ve sarayda eğitildi. Asıl adı Ruhsana 
dır. Ama hiç bir akrabalık, hiçbir şey gözetmemiş. Hatta valide sultan
o ülke ile savaş haline geliyor. Osmanlının kazanması için dua ediyor.
Bu kadar değişmişler. Şu yargılanabilir yadırganabilir. Küçük çocukları
alıyorsunuz Müslüman yapıyorsunuz falan. Peki bunlar hallerinden
memnun. Padişah kadını ya da anası oluyor. Ya da bir devşirme çocuk
alıyorsunuz.


Müslüman çocuk yapıyorsunuz. Sonra kendi ırkına karşı savaşa
gönderiyorsunuz. Ama anneler çocuklarını vermekte yarışıyor. Niye?
Osmanlı'ya Sadrazam olabilir diye. Sen ABD'ye başkan olacaksın deseler,
bir şekilde göndermez misin? Niye şimdi millet ABD'ye gitmeye can
atıyor. Green Card  almak için can atıyor. Üstelik, bulaşıkçılık yapmak
için. Osmanlı, dönemin yıldızı. Osmanlı devleti denildiği zaman en üst
düzeydeki bir devlet ve millet hatırlanıyor ve orayla bütünleşmeye can
atıyorlardı.


OSMANLI DEVLETİ BİR VESİKA DEVLETİDİR


- Osmanlı padişahlarının alkol kullanıp kullanmadığı da çok konuşuluyor. Padişahlar alemci miydi?


- Ben televizyondan meydan okumuştum. Osmanlı devleti bir vesika
devletidir. Arşiv devletidir, atılan her adımın, alınan her nevalenin
meyvenin vesairenin mutlaka bir yerde kaydı kuydu vardır. Mesela saraya
giren bütün sebzelerin dökümü vardır. Hangi gün hangi hafta ne sebeple,
ne sebze alınmıştır.


Burada şarabı bana kimse gösterebilir mi? gösterilirlerse ben teslim olacağım. Osmanlı padişahları Allah'ın kullankanunlarını
uygulamaları açısından, sorumlu olduklarından Allahın yeryüzündeki
vekilleridir. Bu adam akşam kimseye gözükmeden saraydan çıkıyor.


Gidiyor Dimitris’in meyhanesinden bir şişe rakı alıyor da saraya mı
dönüyor. Hayır. Burada sarayın mübayaasını yapan, yiyeceği içeceği alan
görevliler, gidiyorlar alışveriş yapıyorlar. Ya da o nesneler saraya
geliyor. Bu gelenler arasında içkiyi kimse gösterebilir mi? Sultan 4.
Murat zamanında, Yıldırım Beyazıd zamanında, 2.Abdülhamit zamanında,
Vahdettin zamanında yoktur.


Ne zaman alınmıştır. Sultan 2. Abdülhamit zamanında Alman imparatoru
Vilhelm karısı ile ziyarete geldiğinde. Onun için iki şişe adını
hatırlamıyorum şimdi şampanya diyelim aldırılmıştır. Onun kaydı var.
Çünkü içer. İçerse onu ben men etmem. Beni ilgilendirmez ona
alınmıştır.


- Misafirine ikram olsun diye alınmış�


- Evet.


- Kendisi kullanmış mı peki?


- Hayır, hayır misafirine ikram olsun diye almış. İsterlerse ikram
edilecek diye çünkü içerler. Ona ikram edilmek için alınan içkinin
kaydı var da kendi içtiği içkinin niye kaydı yok acaba. Çünkü böyle bir
şey yok. Yani kendisine din-i mübin-i yaymak için feda etmek üzere
yetiştirilen bu insanlardan, din-i mübin-e alenen haram olan bir haramı
işlemeye isnat etmek, bunlara gard etmektir. tarihe de gard etmektir.


UHREVİ HESABI OLMAYAN TARİHÇİLERDEN BU MİLLET ÇOK ÇEKTİ


- Maalesef her şey ne kadar yanlış anlatılıyor�


- 4. Murat hakkında, İran casuslarının verdiği bir rapor var
biliyorsunuz. O zamanlarda İran’la da aramız açıktır,zaman zaman
savaşıyoruz. 4. Murat'ı yürürken, sallanırken görmüşler sarayda.Onu
sarhoş diye not düşmüşler. İşin aslı bu değil elbette.


- İşin aslı nedir peki?


- 4. Murat’ta Gut hastalığı var. Zaten 29 yaşında ölüyor. Gut
hastalığı, mafsal hastalığıdır. Müthiş mafsallarda ağrı yapar. Irsi
olarak bütün çocuklara geçmiş. Ve padişahların çoğunluğu bu hastalıktan
ölmüşler.


Bu gut hastalığında ağrıları dindirmek için doktor tavsiyesi ile
afyon yutuyor.Afyon yutunca da tabi terelelli oluyor insan,sarhoş gibi
oluyor, sallanıyor mecburen. Bu haline görüp içki içtiğine
hükmetmişler. O da bizim tarihçilerin diline pelesenk olmuş. Hadi onlar
yabancı bir imparatordan, yabancı bir padişahtan bahsediyorlar. Siz
kendi dedenizden bahsederken biraz daha tedbirli ve temkinli olmak
zorunda değil misiniz?


Biraz daha doğru yaklaşmak zorun değil misiniz. Uhrevi hesabı ve
endişesi olmayan tarihçilerden bu millet çok çekti. Tarihçi eline
kalemi aldığı zaman bahsedeceğimiz insanla ahirette yüzleşeceğim
duygusunu terk etmemek zorundadır ki doğruları yazabilsin.


YAVUZ BAHADIROĞLU İLE RÖPORTAJIN DEVAMINI

ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE YAYINLAYACAĞIZ


tozkoparan@haber7.com




Bu haber 927 defa okundu.
<< Önceki || Sonraki >>
     

Henüz Yorum Yapılmamış . İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yazarlar
1 2 3 4
Eminali Şerifoğlu

Festival’in Ardından

Prof.Dr.Volkan Akyol

Dünya Gelir Dağılımı

Haftanın Yazısı

Duyarsızlaşıyor muyuz?

 
/////////////////////////// /////////////////////////// /////////////////////////// /////////////////////////// ///////////////////////////
   

Ana Sayfa

» Sitene Ekle  » Anasayfa Yap   » Sık Kullanılanlar  » RSS  » Site Haritası
2009-2011 Tüm haklari saklidir. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayinlanamaz.